Kayıtlar

2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

DESCARTES ve LOCKE'da BİLGİ ANLAYIŞI

Resim
GİRİŞ Rene Descartes ve John Locke bilginin kaynağı konusunda öne sürdükleri fikirlerle modern felsenin öncü filozofları olmuşlardır. Descartes kuşkucu ve aklı ön plana alan felsefi görüşleri ile tanınırken, Locke ise deneyci görüşleri ile tanınmıştır.   Rasyonalizm, doğru bilginin kaynağının akıl olduğunu savunan görüştür. Rasyonalizm; bilginin doğuştan gelen akıl ve onun bir görevi olan düşünme gücü ile meydana geldiğini benimser ve doğru bilginin kaynağı duyulardan ziyade akıl olarak görür..   Rasyonalizme   göre aklımız doğuştan birtakım ilkeler ve yetilerle donatılmıştır. Rene Descartes Rasyonalizmin en önemli temsilcisidir. Descartes’in görüşleri o kadar önemlidir ki bir çok felsefe tarihçisi modern felsefeyi onunla başlatır Ampirizm (deneycilik) , bilgimizin kaynağında, yalnızca deneyin bulunduğunu söyler. Ampirizme göre insan aklında doğuştan gelen hiçbir bilgi yoktur. İnsan zihni boş bir levha (Tabula Rasa) olup ancak yaşamımız boyunca edindiğimiz d...

TOPLULUĞUN HEDEFİ ÜZERİNE

Resim
Bu makalede gün geçtikçe bireyselleşmenin arttığı bir ortamda bir topluluğa ait olan bireyin neden topluluğun hedeflerinin benimsemekte zorlandığı, toplulukla ortak hareket edemediğini ve kendi bireysel tutumları ile topluluk ile çatışmaya girdiği üzerinde durulacaktır. Savunulan görüş açıkça, bireysel niteliklerimiz ne kadar gelişmiş ve üst düzeyde olursa olsun evrensel olarak nitelenebilecek amaçları benimsemiş bir topluluğun, bireylerin çabalarından çok fazla kazanım elde edebileceğidir. Yine bu makalede geçen topluluğu, genelde toplum ve çeşitli topluluklar, özelde ise mesleğimiz anlamında kullanmaktayım. Konu birey ve topluluk etrafında döneceğinden önce bu kavramları tanımlayarak başlamak doğru olacaktır. Türk dil kurumu sözlüğüne göre: Birey: Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varlık, fert; Topluluk ise Nitelikleri bakımından bir bütün oluşturan kimselerin hepsi, toplum, camia, cemiyet olarak tanımlanmaktadır. Bireyi ön plana çıkaran görüşlere birey...

KANT'ÇI BİLGİ

Resim
Kant,  Türkçeye "Saf Aklın Eleştirisi" şeklinde  çevrilen ünlü "Kritik der reinen Vernunft" adlı eserinde üç temel soru sorar: 1- Geçerli bilgiden ne anlaşılmalıdır? 2- İnsan hangi alanlarda geçerli bilgi ortaya koyabilir? 3- Bu bilginin sınırı nereye kadar uzanır? Belki konuyla ilgili değil ama "Us" bize neyin gerçek olabileceği bilgisini verir. Yine eserinin "Transsendental Estetik" kısmında bilgi için duyu ve algının beraber çalışması gerektiğini söyler. Yani bilgi "algı"ve "kavram" olarak vardır. İlki duyularımızla ikincisi anlama yetimizle ilgilidir. Dolayısıyla neyin doğru olduğuna karar vermek felsefi olarak büyük bir uğraş gerektirir. Yaşamlarımız sürekli olarak anlamaya ve doğrunun ne olabileceği üzerindeki tartışmalarla geçiyor. Doğruyu bulduğunu zannedenler, bu yanılgıyı yaşamak zorunda kalacaklardır Doğruyu bulabilir miyiz?  Kesin bir yanıtı yok ancak çabalamak yine de değerlidir. ...

EGEMEN AHLAK ÜZERİNE

Resim
Ahlak kuralları bize neyin doğru neyin yanlış olduğunu söyler. Bu kurallar kaynağını toplumların kültürlerinden ve inanışlarından alır. Alfred Ayer, ahlaki yargıları "sahte kelimeler" olarak tanımlar. Sonuçta tüm ahlaki tanımlamalarımız, kabullenişlerimiz ancak bizim niyetimizi ortaya koyar. Tüm çağlarda filozoflar, siyasetçiler, dini otoriteler,  kendi değerlerini, ahlaki yargılarını, kabullenişlerini genelleştirmişler evrensel boyutta bir ahlak anlayışını doğrulamaya çalışmışlardır. Burada kabullendiğimiz her türlü dogmatik ahlaktan söz ediyorum. Bu Tanrısal bir ahlak. İnsanların genelinin düşündüğü üzere yaratıcının oturup bizim için neyin iyi, neyin doğru olduğunu düşündüğü ve bize bildirdiği düşğndüğümüz, inandığımız bir ahlak yargısından bahsediyorum. Ve ahlaksız otoritenin gücü elinde tutabilmek için bizi zorladığı bir ahlaktan bahsediyorum. Ve hatta evrensel bir ahlak yasasını -aklın egemenliğini de işin içine katarak-  öngörerek  işi bir ölçüde kot...

İLERLEMENİN DOĞASI ÜZERİNE

Resim
İyi okullara gidiyoruz, iyi giyinip, iyi yemekler yiyoruz. Kendimizi modern diye tanımlıyoruz.  Sonuçta kendimizle gurur duyuyoruz.  Hepsinden önemlisi iyiyi kendimizin bir öznesi haline getiriyoruz. Siz buna modern yerine çağdaş  da diyebilirsiniz. Sorun şu ki bunu övünerek  ilerleme adına söylüyoruz. Eskiyi eskimiş olarak görüyoruz. Belki düşünsel belki sosyoloji belki psikolojik her neyse... Eğitimli, bizim gibi insanlarla birlikte  insanlığında geliştiğini ve ileriye gittiğini düşünüyoruz. Kendimize benzeyenler çoğaldıkça ilerlemenin doğasına kendimizi kaptırıyoruz hele bir de zenginleşmenin -ki o bir fahişedir- getirdiği iyimserlik ile dünyamızı gündelik yaşamın gerçekleri üzerine kurguluyoruz. Bana göre bütün bunlar  ilerleme değil de modern köleliğin bir yansımasıdır. Evet   yaşamın gerçekleri olarak algıladığımız bu ilerleme olgusu  tam bir saçmalık. Bir adım ötesi dahi değil. Benim veya bizim onlara verdiğimiz anlamın dı...