Kayıtlar

KANT'ÇI BİLGİ

Resim
Kant,  Türkçeye "Saf Aklın Eleştirisi" şeklinde  çevrilen ünlü "Kritik der reinen Vernunft" adlı eserinde üç temel soru sorar: 1- Geçerli bilgiden ne anlaşılmalıdır? 2- İnsan hangi alanlarda geçerli bilgi ortaya koyabilir? 3- Bu bilginin sınırı nereye kadar uzanır? Belki konuyla ilgili değil ama "Us" bize neyin gerçek olabileceği bilgisini verir. Yine eserinin "Transsendental Estetik" kısmında bilgi için duyu ve algının beraber çalışması gerektiğini söyler. Yani bilgi "algı"ve "kavram" olarak vardır. İlki duyularımızla ikincisi anlama yetimizle ilgilidir. Dolayısıyla neyin doğru olduğuna karar vermek felsefi olarak büyük bir uğraş gerektirir. Yaşamlarımız sürekli olarak anlamaya ve doğrunun ne olabileceği üzerindeki tartışmalarla geçiyor. Doğruyu bulduğunu zannedenler, bu yanılgıyı yaşamak zorunda kalacaklardır Doğruyu bulabilir miyiz?  Kesin bir yanıtı yok ancak çabalamak yine de değerlidir. ...

EGEMEN AHLAK ÜZERİNE

Resim
Ahlak kuralları bize neyin doğru neyin yanlış olduğunu söyler. Bu kurallar kaynağını toplumların kültürlerinden ve inanışlarından alır. Alfred Ayer, ahlaki yargıları "sahte kelimeler" olarak tanımlar. Sonuçta tüm ahlaki tanımlamalarımız, kabullenişlerimiz ancak bizim niyetimizi ortaya koyar. Tüm çağlarda filozoflar, siyasetçiler, dini otoriteler,  kendi değerlerini, ahlaki yargılarını, kabullenişlerini genelleştirmişler evrensel boyutta bir ahlak anlayışını doğrulamaya çalışmışlardır. Burada kabullendiğimiz her türlü dogmatik ahlaktan söz ediyorum. Bu Tanrısal bir ahlak. İnsanların genelinin düşündüğü üzere yaratıcının oturup bizim için neyin iyi, neyin doğru olduğunu düşündüğü ve bize bildirdiği düşğndüğümüz, inandığımız bir ahlak yargısından bahsediyorum. Ve ahlaksız otoritenin gücü elinde tutabilmek için bizi zorladığı bir ahlaktan bahsediyorum. Ve hatta evrensel bir ahlak yasasını -aklın egemenliğini de işin içine katarak-  öngörerek  işi bir ölçüde kot...

İLERLEMENİN DOĞASI ÜZERİNE

Resim
İyi okullara gidiyoruz, iyi giyinip, iyi yemekler yiyoruz. Kendimizi modern diye tanımlıyoruz.  Sonuçta kendimizle gurur duyuyoruz.  Hepsinden önemlisi iyiyi kendimizin bir öznesi haline getiriyoruz. Siz buna modern yerine çağdaş  da diyebilirsiniz. Sorun şu ki bunu övünerek  ilerleme adına söylüyoruz. Eskiyi eskimiş olarak görüyoruz. Belki düşünsel belki sosyoloji belki psikolojik her neyse... Eğitimli, bizim gibi insanlarla birlikte  insanlığında geliştiğini ve ileriye gittiğini düşünüyoruz. Kendimize benzeyenler çoğaldıkça ilerlemenin doğasına kendimizi kaptırıyoruz hele bir de zenginleşmenin -ki o bir fahişedir- getirdiği iyimserlik ile dünyamızı gündelik yaşamın gerçekleri üzerine kurguluyoruz. Bana göre bütün bunlar  ilerleme değil de modern köleliğin bir yansımasıdır. Evet   yaşamın gerçekleri olarak algıladığımız bu ilerleme olgusu  tam bir saçmalık. Bir adım ötesi dahi değil. Benim veya bizim onlara verdiğimiz anlamın dı...

TARİH BİR YANILSAMADIR

Resim
Dünyada halkların üzerinde  binlerce yıldır savaşlarla birlikte vahşice bir kavga düzeni hüküm sürüyor. Üstelik  ilerleme ve modernizm adı altında, liderlerin haklılık söylemleriyle bu düzen meşrulaştırılıyor. Liderler için savaş bir mücadele, güçlülük ve haklılık alanı iken, halklar için trajedi oyunu haline geliyor. Liderler kanlı ellerini her seferinde yıkarken ne yazık ki yine ellerini kana bulamaktan çekinmiyorlar. Ve halklarını din, özgürlük, insanlık, ilerleme adı altında aslında hiç bir gerçek anlam içermeyen boş kelimelerle kandırıyorlar, beyinleri uyuşturuyorlar. Bunlar öyle kutsal kelimeler ki karşı durunca, düşünen insanları yalnızlaştırıyor ve onlarda Sartre'nin söylemiyle bulantıya neden oluyor. Nietcshe ne güzel söylemiş: Biricik dünya "görünüşte " dünyadır. Hakiki dünya onun üstüne eklenmiş bir yalandır (Putların Alacakaranlığı) Hepimiz bu yalanların peşinde koşuyoruz. Din peşinde, ahlak peşinde koşuyoruz ama bu değerler bize ait değil. Bireysel ah...

NİETZSCHE'NİN AHLAK ELEŞTİRİSİ ÜZERİNE KISA BİR NOT

Resim
Nietzsche'nin ahlak üzerine düşünceleri ilginçtir. Ahlak üzerine söylediklerini iki grupta toplayabiliriz: Öncelikle ahlakın olmadığına inanır. İkinci olarak inanılan ahlaki değerleri efendi ve köle ahlakı olarak ifade eder. Nietzche evrensel bir ahlak yasasına inanmadığını şu sözleriyle açıklar:  "Ahlaksal gerçeklik diye bir şey yoktur. Ahlaksal yargının dinsel yargı ile ortak yanı olmayan gerçekliklere inanmasıdır" Putların Alacakaranlığı s.43 "İnsan kendine yalan söylüyor, bu yasalar için nedenler icat ediyor. Bu yasalara alıştığını, artık dünyanın başka türlü olmasını istemediğini kabul etmekten kaçıyor. İşte egemen ahlakın ve dinin içinde yapılan, her zaman yapılmış olan budur. Bütün çağların muhafazakarlarının büyük namussuzluğu: Tümü de katmerli yalancı onların."Şen Bilim s.49 Nietzsche efendi ve köle ahlakı ayırımını yaparak toplumsal değerlerin nasıl anlaşıldığını da " Ahlakın Soykütüğü" kitabında açıklar: Topl...

YAŞAMIN ANLAMI NEDIR?

Resim
Yaşamın anlamı nedir? Bu sorunun olasılıkla sonsuz tane yanıtı vardır. Ama sonuçsuz sonsuz yanıt... Daha da önemlisi sonsuz yanıtlı bir sorunun, sonuçsuz kalması bizi ürkütür. Aslında bu soruya yanıt olabilecek bir çok şey söylenebilir. Zaten söylenmiştir de. Annemiz babamızdan başlayarak, çok bildiklerini düşünen öğretmenlerimiz, çevremizdeki herkes. Bilgeler, gurular, din adamları, sanatçılar aklınıza kim geliyorsa. Herkesin kendine göre iyi bir nedeni var oysa. Haklı gerekçeleri, inançları... Kim bildiğini söylüyorsa zaten bağnazlık içerisindedir. Oradan uzaklaşmalı, kaçmalı koşarcasına. Aklını bağnazlıkla, boş inançla doldurmayan kişiler - aydın nitelikli insanlar- olasılıkla bu soruya daha bir olumlama ile yaklaşırlar. Ümitlidirler. Bir yanıt bulunacağı ümidi yaşama bağlar işte bu kişileri. Ama paradoksal olarak, bir yanıt bulamayacağını bilmelerine rağmen bu  aydın nitelikli insanlar bu sefer kendileri "belki"li cümleler kurarak kendi olumlu dü...

PUTLARIMIZ ÜZERINE

Resim
Drava Nehri üzerindeki köprüde  asılı kilitler... Çevremizde ne çok put (kutsal) var. Insan kutsallık duvarıyla çevrelenmiş. Durkheim'in bakış açısıyla "kutsal olan ve olmayan" ayrımını yapıyoruz sonra kutsalı oluşturup, yüceltip, saygı gösteriyoruz. Sonuçta putlaştırıyoruz. Onun ulaştığı sonuç dinler insan zihininin ürünüdür. Yani önce kutsal olanların belirlenmesi sonra bunların organize hale getirilmesi söz konusudur. Din kolektif bir bilinç gerektirir. Durkheim'e göre din kutsal bir yaratıcıya değil de kutsal şeylere inanmaktır. Öyle olmasaydı Tanrı'dan başka hiçbir kutsal şey olmazdı. Binlerce yıl sonra, en ilken kabileden bu güne değişen hiçbir şey yok. Nichzsche ne güzel söylemiş: Gerçeklikten fazla put var dünya'da ; budur benim "kötü bakışım " bu dünyaya (Putların Alacakaranlığı) 07.07.2017 Mustafa Yavuzer