Kayıtlar

2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

TARİH BİR YANILSAMADIR

Resim
Dünyada halkların üzerinde  binlerce yıldır savaşlarla birlikte vahşice bir kavga düzeni hüküm sürüyor. Üstelik  ilerleme ve modernizm adı altında, liderlerin haklılık söylemleriyle bu düzen meşrulaştırılıyor. Liderler için savaş bir mücadele, güçlülük ve haklılık alanı iken, halklar için trajedi oyunu haline geliyor. Liderler kanlı ellerini her seferinde yıkarken ne yazık ki yine ellerini kana bulamaktan çekinmiyorlar. Ve halklarını din, özgürlük, insanlık, ilerleme adı altında aslında hiç bir gerçek anlam içermeyen boş kelimelerle kandırıyorlar, beyinleri uyuşturuyorlar. Bunlar öyle kutsal kelimeler ki karşı durunca, düşünen insanları yalnızlaştırıyor ve onlarda Sartre'nin söylemiyle bulantıya neden oluyor. Nietcshe ne güzel söylemiş: Biricik dünya "görünüşte " dünyadır. Hakiki dünya onun üstüne eklenmiş bir yalandır (Putların Alacakaranlığı) Hepimiz bu yalanların peşinde koşuyoruz. Din peşinde, ahlak peşinde koşuyoruz ama bu değerler bize ait değil. Bireysel ah...

NİETZSCHE'NİN AHLAK ELEŞTİRİSİ ÜZERİNE KISA BİR NOT

Resim
Nietzsche'nin ahlak üzerine düşünceleri ilginçtir. Ahlak üzerine söylediklerini iki grupta toplayabiliriz: Öncelikle ahlakın olmadığına inanır. İkinci olarak inanılan ahlaki değerleri efendi ve köle ahlakı olarak ifade eder. Nietzche evrensel bir ahlak yasasına inanmadığını şu sözleriyle açıklar:  "Ahlaksal gerçeklik diye bir şey yoktur. Ahlaksal yargının dinsel yargı ile ortak yanı olmayan gerçekliklere inanmasıdır" Putların Alacakaranlığı s.43 "İnsan kendine yalan söylüyor, bu yasalar için nedenler icat ediyor. Bu yasalara alıştığını, artık dünyanın başka türlü olmasını istemediğini kabul etmekten kaçıyor. İşte egemen ahlakın ve dinin içinde yapılan, her zaman yapılmış olan budur. Bütün çağların muhafazakarlarının büyük namussuzluğu: Tümü de katmerli yalancı onların."Şen Bilim s.49 Nietzsche efendi ve köle ahlakı ayırımını yaparak toplumsal değerlerin nasıl anlaşıldığını da " Ahlakın Soykütüğü" kitabında açıklar: Topl...

YAŞAMIN ANLAMI NEDIR?

Resim
Yaşamın anlamı nedir? Bu sorunun olasılıkla sonsuz tane yanıtı vardır. Ama sonuçsuz sonsuz yanıt... Daha da önemlisi sonsuz yanıtlı bir sorunun, sonuçsuz kalması bizi ürkütür. Aslında bu soruya yanıt olabilecek bir çok şey söylenebilir. Zaten söylenmiştir de. Annemiz babamızdan başlayarak, çok bildiklerini düşünen öğretmenlerimiz, çevremizdeki herkes. Bilgeler, gurular, din adamları, sanatçılar aklınıza kim geliyorsa. Herkesin kendine göre iyi bir nedeni var oysa. Haklı gerekçeleri, inançları... Kim bildiğini söylüyorsa zaten bağnazlık içerisindedir. Oradan uzaklaşmalı, kaçmalı koşarcasına. Aklını bağnazlıkla, boş inançla doldurmayan kişiler - aydın nitelikli insanlar- olasılıkla bu soruya daha bir olumlama ile yaklaşırlar. Ümitlidirler. Bir yanıt bulunacağı ümidi yaşama bağlar işte bu kişileri. Ama paradoksal olarak, bir yanıt bulamayacağını bilmelerine rağmen bu  aydın nitelikli insanlar bu sefer kendileri "belki"li cümleler kurarak kendi olumlu dü...

PUTLARIMIZ ÜZERINE

Resim
Drava Nehri üzerindeki köprüde  asılı kilitler... Çevremizde ne çok put (kutsal) var. Insan kutsallık duvarıyla çevrelenmiş. Durkheim'in bakış açısıyla "kutsal olan ve olmayan" ayrımını yapıyoruz sonra kutsalı oluşturup, yüceltip, saygı gösteriyoruz. Sonuçta putlaştırıyoruz. Onun ulaştığı sonuç dinler insan zihininin ürünüdür. Yani önce kutsal olanların belirlenmesi sonra bunların organize hale getirilmesi söz konusudur. Din kolektif bir bilinç gerektirir. Durkheim'e göre din kutsal bir yaratıcıya değil de kutsal şeylere inanmaktır. Öyle olmasaydı Tanrı'dan başka hiçbir kutsal şey olmazdı. Binlerce yıl sonra, en ilken kabileden bu güne değişen hiçbir şey yok. Nichzsche ne güzel söylemiş: Gerçeklikten fazla put var dünya'da ; budur benim "kötü bakışım " bu dünyaya (Putların Alacakaranlığı) 07.07.2017 Mustafa Yavuzer

YEŞIL ELMA

Resim
YEŞİL ELMA gülünç hikayeler anlatıyor tv yaşlı bir adam,elinde bir kitap bilmem kaç senelik hayatında tecrübelerini anlatıyor gözlerdeki yaşlar umurunda mı? ya çevre sorunsalı bir elma verecekler bana yeşil bir elma kızarır mı güneşte bilmem sonra parasını isteyecekler diğerleri için daha da çok Yıllar önce televizyonda izlediğim bir hukukçunun konuşması üzerine bu şiiri kaleme almıştım. Adam iyi niyetliydi elbette. Çok tecrübeli olmalıydı ki, Türkiye'de konum olarak önemli bir yeri vardı. Her neyse önemli olan kim olduğu ve konumu değil. Sorun öyle veya böyle bizlere sürekli olarak öğütler verilmesi. Hem de yapmamız yönünde öğütler verilmesi. Iyi niyetli öğütler bile hiçbir işe yaramayacaktır. Bu bir zorlama. Daha da ötesi bir zorbalık. Hayatımız bu zorbaların, zorbalık arzularının tatmini ile geçiyor. Sürekli bizi sömüren,bizim olmamızı engelleyen toplumsal zorunluluklar. Her tecrübe  kişiye özeldir ve onu eğitmiştir. Elbette değerlidir. Ama z...

ÖNYARGI ÜZERINE

Resim
Hepimiz kabullensek de kabullenmesek  de önyargılarla yüklüyüz. Kendimizi eğitmeye çalışmamıza rağmen bunlardan kurtulmak çok zor. Bazıları önyargılarını savunma aracı olarak kullanırken, bazıları ise saldırı amaçlı kullanır. Önyargılar dünyamızı yönetir bizimle birlikte yaşarlar. Francis Bacon'a(1561-1626)  göre hayatımızda bir çok önyargımız vardır. Bacon önyargıyı "put" terimi ile tanımlar. Ona göre dört çeşit put (önyargı-kalıp) vardır. Bunlar soy, mağara, çarşı ve tiyatro putlarıdır. Soy putları doğuştan gelen, doğamızda var olan önyargı ve kalıplardır. Mağara putları ise duyum ve algımızdaki eksikliklere bağlı oluşurlar.(Platon'un mağara alegorisini hatırlayın) Bir nevi yetersizliklerimize bağlıdır. Çarşı putları ise gündelik hayata, sosyal ortama, iletişime, kültürel ilişkilerimize bağlıdır. Buradan yerleşmiş kalıpları alırız. Tiyatro putları ise sorgusuz sualsiz kabullendiğimiz otorite, lider vb davranış, söz ve bağlılıkları ifade eder....

NASIL KENDİMİZ OLACAĞIZ?

Resim
Nasıl kendimiz olacağız? Bu akşam dini bir gece olması nedeniyle Facebook'ta dönen mesajlara bakarak bu soruyu sormak istedim kendime. Kendimizi İnsanlarla konuşan Tanrı'nın vahyinde mi arayacağız yoksa aforizmaları ile ünlü düşünürlerde mi? Bu bizi kendimiz yapar mı? Savaşın, vahşetin, sokırımın nedenlerini bilmek bunları sonlandırabilir mi? İşte binlerce yıldır sonlandırmıyor. Suriye'de, Irak'ta cocuklar ölürken, kolları koparken bu vahiyler, aforizmalar bunları nasıl önleyecek? Oysa biz ne kadar da kindarız. Öfke duyuyoruz, Savaşıyoruz, Yok ediyoruz, Kin kusuyoruz. İnsanların arkasından konuşuyoruz. Yüzlerine gülerek. Nasıl kendimiz olacağız? Minibüste kadına yumruk atarken, şort giyen kızlara minik beyinlerinde "küçük orospu" derken, kafa keserken, Ortadoğu'yu sömürürken, her terör saldırısından sonra "terörün dini yoktur" derken. dünyanın sorunları dururken simülasyon evreninde kapitalizmin şehveti, tüketim çılgı...

KAMUNUN DÖNÜŞÜMÜ

Resim
Wikipedia'nın yasaklanması başlı başına bir aymazlık. "Ama" diyerek mazeret üretilmesine karşıyım. Yarın "ama" diyenlerin sesini "ama demeyenler" kısarsa ne olacak? Hepsi öyle veya böyle demokrasi sığlığı. İktidara yakın duranlar böyle bir olayı görmezlikten geliyorlar hala... Aslında bu olayın kitapları yasaklamak veya yakmaktan hiç bir farkı yok. Özgür bir ansiklopediye erişimi yasaklıyorsumuz. Kaldı ki bu ansiklopedinin çok hatalı bilgiler içerdiğini hepimiz biliyoruz ama konu bu değil. Benzeri Aydınlanma Çağı'nda Diderot ve d'Alembert'in Ansiklopedi'sinin de başına gelmedi mi? Karanlık çağlar geçse de varlığını sürdürüyor. Karanlık her yerde,ülkemde. Baskı ve yasaklama her yerde, ülkemde. Zaten halkın büyük bir çoğunun Wikipedia'ya girdiği yok. Tanışmayan da çoktur. Kimin umurunda :( Ama konuyu başka bir noktaya götürmek istiyorum. Kamunun dönüşümüne... Aklıma bu konuda kamunun nasıl dönüştüğünü anlata...

YABANCILAŞMA

Resim
Marx, tarihi üretim süreci (üretim araçları) ile başlatır. Marx ve Engels üretim süreci, üretim araçları, üretim ilişkileri, üretim tarzı ve özel mülkiyet vb kavramlar üzerine Diyalektik Materyalizm, Bilimsel Materyalizm ve Diyalektik Tarilselciliği oturturlar. İnsanın üretim sürecine başlaması aynı zamanda onun  doğadan, kendisinden, diğer insanlardan ve varlığından yabancılaşmasına neden olur. Yabancılaşma kavramı buradaki anlamıyla ilk defa Marx tarafından ele alınmıştır. Doğaya yabancılaşma: İnsan üretim sürecilen başlamasıyla birlikte diğer canlılardan farklı olarak doğaya karşı yabancılaşmış, onunla mücadele eden bir kimliğe bürünmüştür. Gelinen noktada çevresel tahribat, kirlilik ve acımasızca doğal kaynakların sürekli daha fazla üretim ve tüketimi bu yabancılaşmanın boyutunu ispatlamaktadır. Kendinden yabancılaşma: Üretim süreciyle emek alınıp satılan bir nesne haline dönüşmüştür. Yaşamı artık kendisinin değil, nesneye aittir.  Çalışma ve üretim artık ki...

SİMÜLASYONA DAİR KISA BİR NOT

Resim
Baudrillard'ın anlatımıyla "Tanrı evrim sürecini gizleyerek, bu yolla insanoğlunu inanılmaz bir sondan korudu. Çünkü çelişkili bir biçimde ölüme karşı tek güvence ex nihilo yaratılmış olmaktı. Eğer evrimin ürünü olursak elimizde yok olmaktan başka bir şey kalmayacaktı. Bu varoluşumuza ve sonumuza dair bir umuttur. Tersi ise umutsuzluktur. Kaderimiz Tanrı'ya bağlıdır. Gerçeklik Tanrı'nın otoritesi ile var olur. Ama bu Tanrı iyiliksever olabileceği gibi, hilekar da olabilir. Geçmişimizi bir simülasyon olarak yaratmış olabilir" Bunu bilebilir miyiz? Gerçek hayat bu simülasyonun neresinde? Anlamsızlıklara sürekli anlam yüklüyoruz. Var olduğunu düşündüğümüz geçmişimize sürekli yeni anlamlar yüklüyoruz.Her yerde sürekli görüntüler, anlamdam yoksun söylemler, reklamlar, dayatmalar.  Zorbalık bu... Şimdi modern çağın köleliği, geçmişin bedensel köleliğinin yerini aldı. Sorun şu ki modern kölelik bir kısım insanların tercihi olabilirken, d...

MODERNİZM ve POSTMODERNİZM ÜZERİNE KISA BİR NOT

Resim
Modernite 18. Yy aydınlanma düşüncesi üzerine kurgulanır. Modernleşme eski ve gelenekten kopuşu  ifade etmekle birlikte yaşamın merkezine bilim ve aklın rehberliğini temel alan insanın özgürleşme projesi olarak tanımlanır. Böylece insanların refah ve mutluluğunu sağlayacak ve onları özgür kılacak evrensel bir değer sistemine ulaşılabilir.  David Harvey’e göre aydınlanma “bilginin ve toplumsal örgütlenmenin mistik ve kutsal kabuğunu kırmayı hedefleyen laik bir hareketti.” Weber, Aydınlanma düşünürlerinin  bilimin ilerlemesi, akılcılık ve evrensel insan özgürlüğü arasında kurdukları zorunlu ilişki doğrultusunda “umut ve beklentilerinin acı ve ironik bir yanılsama" olduğunu söyler. Bu bağlamda akılcılığın ilerlemesi, “evrensel özgürlüğün somut olarak gerçekleşmesine değil”, kaçılması mümkün olmayan bir ‘demir kafes’in, başka bir deyişle, “bürokratik akılcılığın  bir kafesinin yaratılmasına” neden olmaktadır. Modernizmin, fabrika sistemi, makinelerl...

ÖZGÜRLÜĞÜN NE OLDUĞU ÜZERİNE KISA BİR NOT

Resim
Özgürlük kavramı çok geniş bir şekilde tanımlanabilir. Özgürlük bireyin kendine ait alanı olarak ifade edilirse ve bu alan diğer bireylerin alanları ile komşu ise, kaçınılmaz bir şekilde özgürlük bir çatışma ortamına girmek zorunda kalır. Zaten bir çok sosyalog ve siyaset kuramcısına göre bu sınır yani özgürlüğün sınırı başkalarının özgürlük alanına müdahale edilmesi durumuyla sınırlandırılmıştır. (Bkz Hobbes ve Locke) Biz bireysel olma eğilimindeyiz. Bireysellik özgür olmanın yolunu açar ve özgür olmayı içerir.  Özgür bireylerin yolunu açan liberalizm ilk defa 14.yy'da ifadesini bulmuştur. Liber kelimesi "köle ya da serf olmayan özgür olan" anlamına gelir. Günlük kullanımda özgür, açık görüşlü, cömert gibi anlamlarda da kullanılır. 19.yy'dan itibaren siyasal anlamıyla kullanılır olmuştur. Liberalizm temelinde birey vardır. Ancak bu birey devletin her türlü kısıtlamasından ve baskısından uzak özgür bireydir. Liberal özgürlüğü ilk tanımlayan kişi Thomas Hobbes...

DÜNYA BENİM TASARIMIMDIR

Resim
          Schopenhauer "İstenç ve Tasarım Olarak Dünya" adını taşıyan eserine  "Dünya benim tasarımımdır" diye başlar. Ne müthiş bir söz. Kuşkusuz bu cümle düşünen zihinler için çok derin bir anlam ifade eder. Her birimizin algısı, ilgisi, bilgisi ve yeterlilikleri farklıdır. Böyle olmakla birlikte ve yine kimsenin dünya algısı kusursuz değildir. Sonuç olarak hiç kimse dünyayı ötekinin bildiğinden daha yetkin, gerçek bilemez. Kaldı ki daha yetkin, gerçek bildiğimizi biz kendimiz bilmeden, başkasından daha iyi bildiğimizi nasıl iddia edebiliriz? Mustafa Yavuzer 27.05.2017

ÜTOPYACILIK

Resim
1.BÖLÜM: Ütopya Nedir ve Nasıl Sınıflandırılır? Ütopya kelimesi ilk defa 1516 yılında Thomas More tarafından latince bir sözcük olarak uydurularak kullanılmıştır. Ütopya au-olmayan, eu-iyi,  topos-yer, ia-bölge anlamlarına gelen kelimelerden türetimiştir. Böylece türetilen bu kelime autopia-hiçbir yer, ve eutopia- iyi bir yer anlamlarına gelir. Yani ütopya hem hiçbir yerdir(outopia) hem de iyi bir yerdir(eutopia). Gündelik hayatta ulaşılması imkansız bir hayali, amacı ifade etmek amacıyla kullanılır. TDK Büyük Türkçe Sözlükte: Gerçekleştirilmesi imkânsız tasarı veya düşünce şeklinde tanımlanır. Ütopyanın somut yahut soyut bir mekan boyutu ile düşünülmüş olması  bizzat ütopyanın  hem kavramsal yapısı hem de anlam dünyasıyla ilgilidir. Birleşik bir sözcük olan ütopya  bir yerin yokluğunu anlatır.  Fakat var olduğu düşünülen bir yerin yokluğudur süzü edilen.“ Sonuçta her tanım ütopyanın hayali bir yer oluşuna işaret eder. Aynı zamanda ütopya ...